ESPNOKC's Williams taken off with significant injuryESPN DeportesCruz Azul se crece ante la adversidad con gran respuesta previo al descansoCNN TürkBalıkesir'de tekne kazasında hayatını kaybeden doktor için tören düzenlendi한겨레차준환 떠난 은반 서민규가 메웠다…피겨 시니어GP 데뷔전서 동메달InquirerFire razes 30 ukay-ukay stalls in General Santos CityThe Jerusalem PostBolsonaro refuses to concede, says he will seek annulment of Brazil voteSouth China Morning PostChinese neighbours go viral over 200-year land dispute dating back to Qianlong eraZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFUOLSaiba como funcionam as projeções de votos, que apontam resultado antes do fim da apuração das urnasSCMP ChinaTibetan river hosting world’s biggest dam is facing increasing flood risk: studySDP EspectáculosYalitza Aparicio sigue alzando la voz contra la discriminación y el racismoThe Sydney Morning HeraldGawn backs Melbourne’s ‘brutal’ call on Viney as his own contract call looms
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, October 26, 2026

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Avrupa’nın geleceğindeki riske dikkat çekti

Translate

Yalnızca Avrupa’da değil, dünyanın pek çok bölgesinde milliyetçiliğin ve aşırı sağ söylemin yükselişini görüyoruz. Bu, bildiğimiz şekliyle AB’nin işleyişi açısından bir tehdit. Bununla birlikte, gelecek henüz yazılmadı. Tarihin en kötü dönemlerinin tekrarlanmasını önlemeyi başarabileceğimize inanmak istiyorum. 

(Türkiye/Libya Anlaşması) AB’nin tutumu en başından beri açık ve tutarlı. Bunun üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğine ve Deniz Hukuku’na uygun olmadığına kesinlikle inanıyoruz. Bir haritaya bakıp bu mutabakatın pratikte ne anlama geldiğini görünce, bu tutumun kolayca anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

- Halk TV’ye kayyım atandı, yayınları durduruldu, diğer yandan muhalif belediyelere yönelik yürütülen soruşturma ve davalar sürüyor. Bu durum, Türkiye’nin AB sürecini ve demokrasi karnesini nasıl etkiliyor?

Türkiye’nin katılım süreci, hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklerin durumunda zaten son derece ciddi bir kötüleşme yaşanması nedeniyle 2018’den bu yana dondurulmuş durumda. O tarihten beri, demokratik gerilemenin durmaksızın sürdüğüne işaret eden daha da kötü haberler aldık. Dolayısıyla bu tür gelişmeler sadece, mevcut koşullarda Türkiye’nin katılım sürecinin yeniden başlamasının mümkün olmadığını teyit ediyor. 

- Türkiye’deki fon krizi, AB ile ekonomik ilişkileri ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını, özellikle hukuki belirlilik ve hukukun üstünlüğüne duyulan güven açısından nasıl etkiliyor, bu konuda Türkiye’den hangi adımları atmasını bekliyorsunuz?

Son dönemdeki fon krizi, finans sektörünü düzenlemekten sorumlu devlet kurumlarının gerekli özeni gösterme ve denetim görevlerinde ciddi zaaflar bulunduğunu ortaya çıkardı. Türk makamları, ülkedeki demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün durumundaki kötüleşmeyi ekonomik ve finansal performanstan ayrı tutmaya çalışıyor. Oysa gerçek şu ki bu meseleler birbiriyle çok yakından bağlantılı. Belediye Başkanı İmamoğlu’nun gözaltına alınması ya da CHP Kurultayı’nın iptal edilmesi gibi kararların yarattığı büyük mali etkilerde de bunu gördük. Bakan Şimşek’in Türkiye’yi iş yapmak ve yatırım gerçekleştirmek için sağlam ve öngörülebilir bir ülke olarak sunmaya yönelik bütün çabaları, hükümetin diğer üyelerinin ve yargının eylemleri nedeniyle boşa çıkıyor. Bu genel eğilimin yakın gelecekte değişeceğini düşünmüyorum. 

‘KUSURSUZ OLMAKTAN ÇOK UZAĞIZ’

- İspanya’da barınma kriziyle başlayan eylemler Fransa, Portekiz, İtalya, Belçika ve Arnavutluk’ta hayat pahalılığı, gelir eşitsizliği ve eğitim sorunları nedeniyle sürüyor, eylemcilere yönelik polis şiddeti de dikkat çekiyor. AB, Türkiye’deki demokratik standartları değerlendirirken AB’deki hak ihlallerine ve protestolara müdahalelerde de aynı standartları uyguluyor mu, yoksa bir çifte standart mı söz konusu?

Elbette AB içinde temel özgürlüklere saygıyı değerlendirirken yüksek standartlar uyguluyoruz; bunu Macaristan ve Polonya gibi somut örneklerde de gördük. Kusursuz olmaktan çok uzağız ama demokratik sistemleriz. Bu durumların nasıl karşılaştırılabileceğini göremiyorum ve burada herhangi bir çifte standart da görmüyorum. Tek dileğim, Türk vatandaşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının da AB üyesi devletlerin sunduğu düzeyde toplanma özgürlüğünden, ifade ve basın özgürlüğünden yararlanabilmesi. Avrupa demokrasilerinde hiç kimse bir tweet yayımladığı için taciz edilmez ya da gözaltına alınmaz.

- Avrupa’da şu anda toplanma ve ifade özgürlükleriyle ilgili ne tür sorunlar yaşanıyor, AB bu hakları hem kendi üye devletlerinde hem de Türkiye’de nasıl güvence altına almalı?

Söylediğim gibi, biz de artan kutuplaşma, aşırılık yanlılarının ve popülizmin yükselişi ya da yeni teknolojilerin toplumlarımızdaki rolüyle bağlantılı önemli sorunlarla karşı karşıyayız. Demokratik sistemlerimizin temellerine bağlı kalmamız gerekiyor ve demokrasiden yana tüm güçler bu çabada birlikte hareket etmeli. Türkiye’ye gelince, AB olarak Türkiye’nin gerçek anlamda bağımsız bir yargıya sahip olduğu ve eleştiri dile getirmenin suç sayılmadığı, tam ve ileri bir demokrasi olmasını açıkça arzuluyoruz. Ancak bu tercihi yapıp gerçeğe dönüştürmek Türk toplumuna kalmış. Biz bunu dayatamayız. 

- Avrupa’da seçim dönemi yaklaşıyor. Protestoların sürdüğü ülkelerin de içinde yer aldığı seçim takvimi Avrupa’da siyasi dengeyi nasıl değiştirecek, milliyetçi ve aşırı sağ partilerin yükselişine mi tanık olacağız, böyle bir tabloda AB’nin ortak karar alma mekanizmaları nasıl etkilenir?

Yalnızca Avrupa’da değil, dünyanın pek çok bölgesinde milliyetçiliğin ve aşırı sağ söylemin yükselişini görüyoruz. Bu, bugün bildiğimiz şekliyle AB’nin işleyişi açısından kuşkusuz bir tehdit. Bununla birlikte, gelecek henüz yazılmış değil. Kıtamızın tarihini hatırlamayı ve bu tarihin en kötü dönemlerinin tekrarlanmasını önlemeyi hâlâ başarabileceğimize inanmak istiyorum. 

‘ABD’NİN TUTUMU BİZİ ETKİLEDİ’

- Avrupa’nın Rusya’yı bir tehdit olarak algılaması, kıtanın geleceğini ve AB’nin siyasi önceliklerini nasıl şekillendirecek?

Rusya’nın bizim için bir tehdit olduğu açık. Bunu yalnızca Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşından değil, AB’ye karşı gerçekleştirdiği çok sayıdaki eylemden de görebiliyoruz. Bu durum, güvenlik ve savunma gibi konuları faaliyetlerimizin merkezine yerleştirerek siyasi önceliklerimizi ve kendi içimizdeki iş birliğini yeniden şekillendirmemize şimdiden yol açtı. ABD’nin dünyadaki yeni tutumu, Rusya ile Ukrayna söz konusu olduğunda saldırgan ile mağdur arasında ayrım yapmaması da dahil olmak üzere, bizi büyük ölçüde etkiledi. Olumlu tarafından bakıldığında, bu yeni tablo AB’nin esas olarak ekonomik ve siyasi bir birlik olmaktan çıkıp daha güçlü bir jeopolitik ve güvenlik aktörüne dönüşmesini hızlandırabilir. Ayrıca üye devletler arasında çok ihtiyaç duyduğumuz birliğin güçlendirilmesine de yardımcı olmalı. 

‘BAZI AB KURUMLARI ÇEKİNGEN’

- Financial Times, Halk TV'ye kayyım atanmasını ele aldığı haberinde, Batılı ülkelerin Türkiye’deki demokrasi ve basın özgürlüğüne ilişkin tartışmalara rağmen Ankara ile savunma ve ticaret alanındaki işbirliğini derinleştirdiğine ve bunun çelişki yarattığına dikkat çekti. Türkiye’nin NATO üyesi olması, Türk ordusunun gücü ve Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemi ile Avrupa’nın güvenlik kaygılarının birleşmesi, AB’nin Türkiye’deki demokratik gerileme iddialarına yönelik tutumunu etkiliyor mu?

Burada bir ayrım yapmamız gerekiyor. Komisyon veya Konsey gibi bazı AB kurumlarının, Türkiye’de temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü bakımından yaşanan kritik durumu ele alırken bana göre oldukça çekingen davrandığı doğru. Ancak AB içinde, Avrupa Parlamentosu veya Bölgeler Komitesi gibi, eleştirilerini çok daha güçlü biçimde dile getiren başka sesler de var. AB-Türkiye ilişkilerinde karar alma yetkisine sahip AB kurumlarının tepkilerinde reelpolitik yaklaşımın baskın olduğu görüşüne katılabilirim. Ancak Türk makamları açısından bir şey açık olmalı: Türkiye’nin jeopolitik önemini koz olarak kullanması, AB’nin kapılarını asla açmayacak. Biz bir demokrasi kulübü olmaya devam ediyoruz. Katılım süreci de adayların kendi performanslarına göre değerlendirildiği ve Macaristan deneyiminin ardından demokratik güvencelerin daha da güçlendirildiği liyakata dayalı bir süreç. 

‘MEVCUT SÜREÇTE AB’NİN ÖZEL BİR ROLÜ YOK’

- Avrupa Parlamentosu’ndaki Kürt Konferansı’nda çözümün Türkiye’nin genel demokratikleşmesinden ayrı düşünülemeyeceğini dile getirdiniz. “Genel demokratikleşme”den kastınız nedir, AB Türkiye’deki “çözüm” sürecinde nasıl bir rol üstleniyor?

Şunu kastettim: Bu tür bir sürecin başarılı olabilmesi için demokratik sistemde iyileşmelerin yaşandığı bir çerçevede yürütülmesi şart. Aksi takdirde süreç yüzeysel kalma ve bir gecede, bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ortadan kalkma riski taşır. AB’nin mevcut süreçle ilgili özel bir rolü yok. Bu, Türkiye’nin iç meselesi. Elbette bu sürecin başarıya ulaşmasını isteriz ve her ne şekilde olursa olsun iş birliğine hazır oluruz; ancak böyle bir talebin Türk makamlarından gelmesi gerekir. 

- ‘Çözüm süreci’ kapsamında Türkiye’den hangi hukuki güvenceleri sağlaması isteniyor? Bunlar arasında, bazı anayasa hukukçularının Anayasa’nın kurucu ilkelerini oluşturduğunu belirttiği ilk dört maddeyle çelişeceğini savunduğu, vatandaşlık tanımına veya eğitim diline ilişkin düzenlemeler de bulunuyor mu?

Ne yazık ki bu soruları yanıtlayabilecek konumda değilim. Söylediğim gibi, bu sürecin koşullarına ve atılacak adımlarına kendi içlerinde karar vermek Türk tarafındaki ilgili aktörlere düşüyor. 

- Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Libya’nın Türkiye ile deniz yetki anlaşmasını onaylamasına tepki göstermesi AB’nin resmi görüşü mü? Benzer anlaşmaları İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan yaparken sessiz kalan AB’nin iki egemen devlet olan Türkiye ve Libya’nın anlaşmasına verdiği tepkinin anlamı nedir?

Kuşkusuz Başkan von der Leyen’in ve Başkan Costa’nın tepkileri AB’nin tutumunu yansıtıyor; bunda yeni bir şey yok. AB’nin bu mutabakat muhtırasına ilişkin tutumu en başından beri açık ve tutarlı. Bunun üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğine ve Deniz Hukuku’na uygun olmadığına kesinlikle inanıyoruz. Bir haritaya bakıp bu mutabakatın pratikte ne anlama geldiğini görünce, bu tutumun kolayca anlaşılabileceğini düşünüyorum.

‘RAPOR GEÇEN YILDAN BİLE KARANLIK’

- Avrupa Komisyonunun, Türkiye Raporu’nu da içeren yıllık Genişleme Paketi’ni 28 Ekim’de yayımlaması bekleniyor. AB’nin Türkiye hakkındaki yıllık raporlarında insan haklarına yönelik eleştiriler uzun yıllardır tekrarlanıyor. 28 Ekim’de yayımlanacak raporda hangi konuların özellikle öne çıkmasını bekliyorsunuz, raporun somut siyasi sonuçlar doğuracağına inanıyor musunuz?

Hepimizin bildiği gibi Türkiye, katılım sürecinde uzun yıllar geçirdi ve dolayısıyla hakkında çok sayıda yıllık rapor hazırlandı. Bu metinlerin amacı çığır açıcı kararların alınmasını sağlamak değil. Temel hedefleri, sürecin mevcut durumunu ve geride kalan dönemde nasıl geliştiğini ortaya koymak. Ne yazık ki raporun, demokratik standartların ve hukukun üstünlüğünün durumu bakımından korkunç bir tablo çizeceğini bekleyebiliriz. Muhalefete, demokratik çoğulculuğa ve temel özgürlüklere yönelik açık saldırılar dikkate alındığında, bu tablonun geçen yılki raporda çizilen karanlık tablodan bile daha kötü olacağını öngörebiliriz. Bu ayrıntılı izlemenin ardından ne yapılacağına karar vermek Konsey’e kalmış. 

PORTRE

1960'ta Caceres'te doğdu. Madrid Complutense Üniversitesi’nden Hukuk lisansını aldı. İspanya Başbakanlığı’na bağlı Anayasa Çalışmaları Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Extremadura Bölgesel Hükûmeti'nde çeşitli görevlerde bulundu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Parlamenter Meclisi'nde İspanya Delegasyonu Başkanlığı yaptı. 2019’da AP seçimleri sonrası Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilen Amor, aynı yıl Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Daimi Raportörü oldu.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.